Ortadoğu coğrafyasında yaşananlara dışarıdan bakarak "bu Müslümanlar da birbirlerini öldürmekten başka bir şey bilmiyor" kolaycılığına kaçmak sorunu tam olarak anlamamıza müsaade etmez.
Ortadoğu toprakları asırlardan beri kan ve gözyaşının, katliamların, büyük acıların, göçlerin yaşandığı topraklardır. Bu bölge insanları yıllardır rahat yüzü görmemiş, zaman zaman emperyal işgallere, çoğu zaman da despot yönetimlerin zulmüne maruz kalmışlardır.
Peki, bütün bunlara bakarak tek suçlunun halklar olduğunu söylemek insafla bağdaşır mı? Ortadoğu'da olan biteni anlamak için Batı uygarlığının tarihsel serüvenini iyi anlamak gerekir. Şayet bunu doğru olarak ortaya koyamazsak Amerika'nın Irak'ta yaptıklarını, İngilizlerin oyunlarını, Fransızların soykırımcı politikalarını anlayamayız.
Batı uygarlık tecrübesini tanımlayan en temel tecrübe "barbarlık tecrübesi"dir. Bunun temelinde ise "paganizm" vardır. Pagancılık her ne kadar doğa varlıklarına tapınma ilkesine dayansa da, temelinde "barbarlık" vardır. Zira Paganizm, Hıristiyanlığın vahyi özelliklerini dönüştürmüş, Hz. İsa'yı insanlıktan Tanrı derecesine yükseltmiştir. Daha sonra Rönesans'la birlikte Batı felsefi düşüncesinde insanın Tanrı düzeyine çıkmasına şahit oluruz. Mesela Nietzsche'de "üstün insan" denilerek insanın tanrısallaşmasına tanık oluruz. "Seküler" tecrübe de bunun son aşaması kabul edilebilir. Seküler anlayışta Tanrı yeryüzünden kovulur, insan ilahlaştırılır. Peki, insanın ilah olduğu bir dünya tasavvuru ne kadar gerçekçi ve ahlakidir?
Sevgili okurlar, amacımız felsefe yapmak değildir. Bunları şunun için yazıyorum: Bugün Ortadoğu'da yaşananların tek sorumlusu Müslümanlar değildir. Batı düşünce tarzının, inanç temellerinin kodlarını doğru okuyamazsak yanlış kanaatlere varabiliriz.
Daha önce yazdığım bir yazıda Batı uygarlığının sömürgeci karakterine vurgu yapmış, Avrupa Birliği'nin bir uygarlık projesi değil, temelde Hıristiyan kültürü dışında kalanları sömürme ideolojisi olduğunu hatırlatmıştım. Şu unutulmasın, Hümanizm Batı için sadece bir maskedir. Batı'nın siyasi, ekonomik, kültürel ve entelektüel hayatına damgasını vuran sadece ve sadece "sömürü ve barbarlık"tır.
Paranın ve ticaretin girdiği her yerde acımasızlık ve şiddet vardır. Batı'nın kendi dışındakileri insan yerine koymayışı, bir damla petrolün, bir damla insan kanından değerli olduğu iddiası, vahşiliğin ve barbarlığın kanıtı değil midir? 26 medeniyetten 19'unu tarihten silmeye, diğerlerini de fosilleştirmeye kalkışmaları asla tesadüfle açıklanamaz.
Burada yapmak istediğimiz, bütün suçları Batı'ya yükleme kolaycılığı değildir. Zira böyle bir yaklaşım ne objektif olur, ne de sorunun tam ve doğru olarak anlaşılmasına yardım eder.
Müslüman dünyası da bu iletişim ve teknoloji çağında kendisine giydirilmek istenen deli gömleğini yırtıp atmak zorundadır. Allah'tan başkasının egemenliğini kabul etmeyen bir inancın temsilcileri şayet Amerika'ya köle oluyorsa burada bir çelişkiden öte bir akıl tutulması var demektir. İlk emri "oku" olan bir dinin temsilcilerinin bilimde, sanatta, teknolojide, felsefede, tıpta bu denli geri kalmalarını içime sindiremiyor ve şiddetle eleştiriyorum. "Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir" sözü ortada dururken mezhep çatışmalarıyla binlerce insanın öldürülmesini kınıyorum. Müslümanlar insanlığın önüne artık postmodern bir "hayat tecrübesi" koymak zorundadırlar. Barbarlığa sürüklenen bu dünyada bir barış adası, bir sevgi iklimi oluşturmak için zaman geçmiş değildir. Önemli olan yaşananlardan doğru dersler çıkarabilmek ve sevgi dilini inşa edip bütün insanlığı kucaklamaktır. Yorgun ve yaşlı dünyamızın buna şiddetle ihtiyacı var. Ne dersiniz, "yeni bir medeniyet tasavvuru" böyle bir iklimde yeşerir mi?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol